..........Yeni yılınız kutlu olsun. - Happy New Year. - Yeni yılınızı kutlerim. - Frohes neues Jahr. - Sizni yanhı yıl bıla kutleymın. - كل عام وأنتم بخير. - Yeni iliniz mübarek olsun. - Gëzuar vitin e ri. - Teze iliniz mübarek. - Честита нова година. - Y'engi iliwiz mübarak olsun. - Šťastný nový rok. - 新年快乐. - Taze ýylynyz gutly bolsun. - 新年快樂. - Yangi yilingiz mubоrak bo'lsin. - Godt nytår. - Yengi yılıngızğa mübarek bolsun. - Selamat tahun baru. - Janga jılıngız kuttı bolsın. - Head uut aastat. - Cangngı cılığıznı alğışlayma. - Manigong bagong taon. - Yana yılınız men. - Hyvää uuttavuotta. - Canga cılıngız quttı bolsın. - Bonne année. - Cangı cılıngız kuttu bolsun. - Feliz ano novo. - Sezne yaña yıl belen tebrik item. - Sretna nova godina. - Yañı yılınız hayırlı (mubarek) olsun. - Gelukkig nieuwjaar. - Ceni cılınız kutlu bolsun. - שנה טובה. - Hezze yangı yıl menen kotlayım. - Feliz año nuevo - Yangı yılıgız kutlu bolsun. - Gott nytt år. - Buon anno. - Naa çılnang alğıstapçam (-alkış) şirerni. -あけましておめでとう. - Caa çıl-bile bayır çedirip or men. - Feliç any nou. - Naa çılnang alğıstapçam şirerni. - 새해 복 많이 받으세요. - Slerdi cangı cılla utkup turum. - Szczęśliwego nowego roku. - Naa çıl çakşı polzun. - Laimīgu Jauno gadu. - Ehigini sanga cılınan eğerdeliibin. - Laimingų Naujųjų metų. - Sene sul yaçepe salamlatap. - Boldog újévet. - Is-sena t-tajba. - Godt nytt år. - Feliz ano novo. - An nou fericit. - С новым годом. - Срећна нова година. - Šťastný nový rok. - Srečno novo leto. - สวัสดีปีใหม่. - З новим роком. - Chúc mừng năm mới. - Ευτυχισμένο το νέο έτος. - नया साल मुबारक हो. - גליקלעכן נייעם יאָר. - Blwyddyn Newydd. - Furahia mwaka mpya. - سال نو مبارک. - Athbhliain faoi Bliain. - שנה טובה. - سنة جديدة سعيدة. - Voorspoedige Nuwe Jaar. - ..........

14/10/2009

TÜRK TARİHİ'NDE GÖÇ HAREKETLERİ:

Göçler hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler aşağıdaki yazıyı okuyabilirler.

TÜRK TARİHİ'NDE GÖÇ HAREKETLERİ:

  

Türkler'in göç hareketleri, İlkçağda başladı, Ortaçağların sonlarına kadar sürdü. Bu dönem içinde bir çok Türk boyları, Orta Asya'dan Hindistan'a, Uzakdoğu'ya, Orta Avrupa ülkelerine göç ettiler. Bu göçler sonunda birçok Türk devleti kuruldu.

 

(Macar) Hun Türkler'i;  IV. yüzyıl'ın sonlarına doğru Kuzeydoğu Asya'dan Doğu Avrupa'ya göç ettiler. Zaman içerisinde güneydoğuya kayarak, Orta Avrupa'ya, Balkanlara ve Tuna vadisine yerleştiler. Göktürkler'in bağımsızlıklarını kazanmaları üzerine, Juan-Juan'lar, Avar adı ile Orta Avrupa'ya göç etmek zorunda kaldılar (552 yılından sonra). Hun (Macar) ve Avarlar'ın ardından Bulgar Türkleri de Balkanlar'a (Tuna'nın güneyine) geldiler. Bunları, Türkler ile akraba olan ve kısmen beraber yaşamış bulunan Macar kabileleri'nin Tuna havzası'na göç ederek yerleşmeleri takip etti. Daha sonra Peçenek Türkleri, Balkanlar'da yerleştiler. Türkler'in büyük kütleler halindeki göçü, XI. yüzyıl'ın sonunda oldu. 1071 yılında Sultan Alparslan'ın Bizans'ı yenmesinden sonra, Türkler, büyük kafileler halinde Anadolu'ya yerleştiler. XIII. yüzyıl'daki Moğol istilası'ndan kaçan bir kısım Türk Aşiret ve Boyları, İran yolu ile, Anadolu'ya geçtiler. Bu göçler sırasında geçtikleri yerlerde, devletler kurdular. Göç hareketi, XV. yüzyıl'a kadar sürdü ve on milyona yakın Türk, yurt değiştirdi. Başka bir büyük Türk göçü de Osmanlı Devleti'nin kurulmasından sonra Rumelia, Ege adaları, Mısır ve Kuzey Afrika ülkelerine oldu.

Osmanlı Devleti'nin belirli bir iskân siyaseti vardı. İlk devirlerde, yeni fethedilen topraklara (özellikle Balkan yarımadası'nın çeşitli yerlerine) Anadolu'dan konar-göçer aşiretler, Türkmenler ve Yörükler yerleştirildi. Kıbrıs'ın fethinden sonra, oraya da bu şekilde göçler yapıldı. Bu bölgelere zaman içinde 5 000 000 kadar Türk yerleşti. Göç hareketi, Osmanlı İmparatorluğu'nun genişleme devresine kadar sürdü; duraklama devrinde son buldu. Rumelia'daki toprakların kaybedilmesi üzerine, buralardan gittikçe çekilen Osmanlı İmparatorluğu topraklarına doğru göçler başladı. Budapest (Budin, Buda) topraklarından çekildikten sonra göçler daha da hızlandı. Bu göçlerde hiçbir nizam görülmedi. Toprak kayıplarının 1700-1774 yılları arasında artmasına paralel olarak, göç hareketleri hızlandı. Belli başlı göçler:. Birçok Ülke'den (Kırım, Kuzey Kafkasya, Azerbaycan, Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya, Romanya, Doğu Türkistan, Kıbrıs) Anadolu'ya, Müslümanları ve diğer halkları zor ile göç ettirilerek oluşturulmuştur.

Kırım'dan göçler. Kırım, Ruslar tarafından işgal ve tahrip edildiği sırada (1771), 35 000 Kırım Türk'ü, kılıçtan geçirildi. Bu türlü şiddet hareketleri karşısında, Anadolu'ya ve Balkanlar'a göçler yapıldı (1785-1788). Bu göçlerin en önemlisi, 1789-1790 yılları arasında oldu ve 1800 yılına kadar devam etti. Böylece, yaklaşık olarak 500 000 kişi Kırım'dan ayrıldı. 1812'de Osmanlı Devleti'nin Rusya'ya karşı Fransa ile işbirliği yapması üzerine Ruslar, Kırım Türkleri'ne yeniden zulüm yapmaya başladılar. 1815-1828 yılları arasında göçler devam etti. Kırım'dan Türkiye'ye göçenler, Eskişehir yakınlarına yerleştiler. 1860-1862 yıllarındaki göçlere Nogaylar da katıldı ve 227 627 kişi göç etti. 1862'de, göç edenlerin sayısı 360 000 kişi olarak tespit edildi. 1859-1864 yılları arasındaki Nogay göçleri ile birlikte göçmenlerin sayısı 700 000 kişiyi buldu. 1874-1877 yıllarında yeni göç hareketleri görüldü. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan (93 Harbi) sonraki göçler, 1890-1891'de daha da arttı. Bu göçler sırasında Kırım'dan 18-20 000 kişi ayrıldı. 1902-1904'te de göç edenler oldu.

1871 yılına kadar gelen göçmenler, Osmanlı İmparatorluğu'nun Rumelia sahillerindeki Köstence, Mangalya, Balçık, Burgaz, Varna şehirlerinden Balkanlar'ın içine Vidin'e kadar yayıldılar. Trakya ve Anadolu'da ise İstanbul, Edirne, Adana, Ankara, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Halep, İzmir, Konya ve Sivas şehirlerine yerleştiler.

Kuzey Kafkasya'dan göçler. İlk Rus akını, Türkler'in yoğun bulundukları bölgelerden biri olan Kuzey Kafkasya'ya 1768 yılında oldu. Kuzey Kafkasya halkı, önce Türkler ile birlikte Ruslar'a karşı savaştı; fakat düşmanın sayıca fazla olması yüzünden yenilerek, 10 000 kişilik bir kafile halinde Anadolu'ya göç ettiler. 1780-1800 yılları arasında göç edenlerin sayısı 30 000 kişi'yi buldu. 1812-1815 yılları arasında 15 000 kişi. 1829 yılında da Kuzey Kafkasyalı 12 000 Türk, Anadolu'ya göç etti. 1829-1859 yılları arasında Ruslar'a karşı yapılan bağımsızlık savaşlarında ki yenilgiler, Anadolu'ya yeni göçlerin yapılması sonucunu doğurdu. 1855-1863 yılları arasında 295 000 kişi Türkiye'ye göç etti.

1859-1864 yılları arasında yurtlarından sürülen Çerkezler deniz yoluyla, Kafkasya'da, Taman, Tuapse, Anapa, Tsemez, Soçi, Adler, Sohum, Poti, Batum vd. limanlardan bindirilip Osmanlı Devleti'nin Trabzon, Samsun, Sinop, İstanbul, Varna, Burgaz ve Köstence limanlarında indiriliyordu. 1865-1866 sürgünü ile Osmanlı-Rus harbinden sonraki 1878 tehciri kara yoluyla gerçekleştirildi. Doğu yolundan genellikle Çeçen, Dağıstan, Asetin, Kabardey muhacirleri göçürülmüştür. Daha sonraki tehcir de kara yoluyla yapılmıştır (Berzec, 1986: 114).

Sürgün yolunda çekilen çileler yolda telef olanlar'ın feci durumları Trabzon'daki Rus Konsolosu'nun, tehcir işlerini idare etmekte olan General Katraçef'e yazdığı raporda şöyle anlatılır: ''Türkiye'ye gitmek üzere Batum'a 70.000 Çerkez geldi. Bunlardan günde enaz 7 kişi ölüyor. Trabzon'a çıkarılan 24.700 kişi'den şimdiye kadar 19.000 kişi ölmüştür. Şimdi orada bulunan 63.900 kişi'den her gün 180-250 kişi ölmektedir. Samsun civarındaki 110.000 kişi arasında her gün enaz 200 kişi can veriyor. Trabzon, Varna ve İstanbul'a götürülen 4650 kişi'den de günde 40-60 kişi'nin öldüğünü haber aldım." İşte bu suretle peş peşe sürüp gelen felaketlerin ve musibetlerin darbeleri altında inleyen ve eriyen bu kahraman ve faziletkar milletin bedbaht bakiyesi de Dobruca, Bulgaristan, Sırbistan, Arnavutluk, Suriye, Irak gibi daima tehlikeye maruz bulunan ve daima emniyetsizliğin hükümran olduğu yerlere iskân edilmiştir (Berkok, 1958: 529).

Çar'ın Kafkasya naibi olarak atadığı kardeşi Grandük Mişel, 1864 Ağustos'unda Batı Kafkasya sakinlerine şu fermanı tebliğ etmişti: ''Bir ay zarfında Kafkasya terk edilmediği takdirde, bütün nüfus savaş esiri olarak Rusya'nın muhtelif mıntıkalarına sürülecektir:" (Berkok, 526).

1864 yılında Batı Kafkasya ve Kuban havalisindeki Türkler, bir ay içinde yurtlarını terk etmek zorunda bırakıldılar. Bir milyondan fazla göçmenin büyük bir kısmı, yollarda öldü. Ancak 600 000 kişi kadarı Trabzon, Samsun, Köstence ve Varna limanlarına gelebildi. Bir kısmı Akdeniz ve Ege limanlarına ve İç Anadolu'ya gönderildi. Göçmenlere yardım amacıyla, büyük şehirlerde yardım komisyonları kuruldu. Rumelia limanlarına inen bir kısım göçmenler, Niş, Priştine ve Kosova havalisine, Edirne ve Sliven (İslimye) taraflarına, Vidin eyaletine, Sofya ve Berkofcha (Berkofça) sancaklarına, Ziştovi, Niğbolu ve Lofça şehirlerine yerleştirildiler. Rumeli'ye yerleşen Kafkas göçmenlerinin sayısı 175 000 kişi'yi buldu. Anadolu'ya gelenler de Amasya, Adana, Adapazarı, Bursa, Çankırı, İzmit, İçel, Konya, Tokat ve Sivas'a, hattâ Halep, Şam, Amman ve Kıbrıs'a yerleştirildiler. Sonu gelmeyen göçler devam ettiği sırada, 1877 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) patlak verdi. Yeniden 500 000 kişi Kafkasya'dan Anadolu'ya göç etti. 1886'da 4000 kişi daha Osmanlı topraklarına göç etti ve İzmit civarına yerleştirildi.

Âzerbaycan'dan göçler; Azerbaycan'dan yapılan göçler, 1800 yılından sonra başladı. 1812-1815 yılları arasında 7000 kişi. 1829 yılında da 9000 kişi. 1860 yılında da 18 000 Azerbaycanlı, Kars, Iğdır, Ardahan bölgelerine geldi. 1877 yılında göçler daha da yoğunlaştı. Ayrıca, 1920 yılında da 10 000 kişi daha göç etti.

Yunanistan'dan göçler. Osmanlılar için Sakız, Girit, Epir ve diğer adalarda yaşayan Türkler'in korunması, 1820 yılında ki (Mora) Peloponnessos İsyanından sonra,  büyük bir mesele oldu. Avrupa'dan gelen gönüllü Hıristiyan kökenli askerler ile Rum çeteciler, Teselya ve Ege adalarında vede Peloponnessos da (Mora'da) oturan Türk ve Müslüman halka zulmetmeye başladılar. Türk ve Müslüman 32 000 kişi öldürüldü. Rusya ile İngiltere arasında yapılan anlaşma (1826) ile bağımsız Yunan devleti kuruldu ve Müslüman halkı Yunanistan'dan çıkarma kararı alındı. Peloponnessos da (Mora'da) bulunan Türkler'e ait arazi satın alınacak, halk, Osmanlı Devleti'nin bir kısım bölgelerine göç edecekti. Bu teklif Osmanlı Devleti tarafından red edilince, Rus-İngiliz baskısına Fransızlar da katıldı. Osmanlı Donanması Navarin de, 20 Kasım 1827 tarihinde yakılarak yok edildi. Fransızlar, karaya asker çıkardılar. 1828 yılında Rusya da harp ilan edince, Osmanlı Devleti, zor durumda kaldı. Edirne'ye ve Erzurum'a kadar Osmanlı toprakları saldırıya uğradı. Anadolu'ya göç başladı. Savaş Edirne Antlaşması ile (1829) son buldu. Osmanlı Devleti tarafından Yunanistan tanındı. Bölgedeki Türklerin göç anlaşması İstanbul'da kabul edildi (1830). II. Mahmud Han, bu antlaşmayı önce kabul etmek istemedi, fakat İngiltere ve Fransa'nın baskısı ile, Peloponnessos da (Mora'da) oturan Türkler'in altı ay içinde burayı boşaltmaları istendi. II. Mahmud Han, Peloponnessos da (Mora'da) daha fazla kan dökülmesini istemediği için, antlaşmanın şer'i şerîfe aykırı olmadığına dair Şeyhülislam'dan fetva aldı. Peloponnessos dan (Mora'dan) Anadolu'ya doğru Türk göçü başlamış oldu. Girit'te Rum katliamı şiddetlenince (1864), buradaki Türk halkı zor durumda kaldı. Neticede Girit'ten Anadolu'ya ve İstanbul'a 60 000 kişi göç etti. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Yunanistan'daki Türkler'in bir kısmı, Anadolu'ya göç ettiler. Kurtuluş Savaşı'nı takip eden Lozan Antlaşması hükümlerine göre yapılan mübadele sonunda, pek çok Türk ailesi Türkiye'ye göç etti. 1923-1933 yılları arasında 384 000 kişi.

Göçler, 1934-1960 yılları arasında da devam etti. Yunanistan'dan bu yıllar arasında 23 788 kişi Türkiye'ye göç etti. Yunanistan'dan 1960-1970 yılları arasında da Türkiye'ye 2081 kişi göç etti.

Bulgaristan'dan göçler. Ruslar 1828 yılında Tuna'yı aşarak Edirne'ye kadar geldiler. Ruslar tarafından desteklenen silahlı Bulgar çetelerinin; şehir, kasaba ve köyler de sivil insanlara saldırması sonucunda, bozguna uğrayan şehir ve kasabalar'dan perişan halde olan 30 000 Sivil insan, Osmanlı'ya göç etmek zorunda kaldı. 1876 yılında Balkanlar,  Rusya, Almanya ve Avusturya tarafından bölündü. Avusturya, Bosna-Hersek'i aldı, ayrıca Bulgarlar'a ve Sırplar'a, Rusya himayesinde bağımsızlık verildi. Aynı yıl Bulgarlar, Türkler'e karşı şiddet hareketlerine giriştiler; buradaki Türkler'i korumakla görevli Osmanlı ordusunun hareketi, Avrupa devletleri'nin müdahalesi ile durduruldu. Edirne ve İstanbul şehirleri başta olmak üzere, Anadolu'ya binlerce insan göç etti. 1877 yılında ki Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra yapılan Berlin Antlaşması ile Bulgaristan Devleti'nin kurulması kabul edildi. Bu durum, Bulgaristan'daki Türkler için kötü oldu ve 1876-1878 yılları arasında 200 000 Türk Edirne ve civarına yerleşti. 300 000 göçmen, Rumeli'den Anadolu'ya geçti. 75 000 kişi Halep ve Şam'a, 25 000 kişi Adana'ya, 10 000 kişi Konya ve Kastamonu'ya, 10 000 kişi Kıbrıs'a yerleşti. Sivas, Amasya ve Diyarbakır'a beşer bin kişi, Cezayir'e 500 kişi gönderildi. Ruslar ile çarpışan Pomaklar, Kuzey Bulgaristan'dan göç eden bir kısım Türkler ile göç yolu olan Rodop ilinde birleştiler. Birçok silâhlı saldırıya uğrayan göç kafilesi, ağır kayıplar vererek Osmanlı hakimiyeti altındaki topraklara gelebildi. Doğu ve Batı Trakya ile İstanbul göçmenlerle doldu.

Bulgaristan, Birinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'nin müttefiki olunca, göç eden kafilelere bazı kolaylıklar gösterdi. Fakat ellerindeki mal ve mülkün bedelini değerinden çok düşük olarak ödedi.

Osmanlı hakimiyeti altındaki topraklara, 1885-1923 yılları arasında 500 000 kişi göç etti. 1927 yılından sonra da yeniden şiddet hareketleri görüldü. Deliorman Türkler'i, Bulgaristan'dan Türkiye'ye göçü göze alamadılar. 1930-1933 yılları arasında Romanya'ya göç ettiler. Buradan da Köstence yolu üzerinden Türkiye'ye geldiler. 1923-1933 yılları arasında göç edenlerin sayısı 101 507 kişidir. Ayrıca Bulgaristan'dan 1934-1950 yılları arasında 272 971 kişi Türkiye'ye göç etti. Bulgaristan 1951-1952 yılları arasında, 154 385 Türk kökenli vatandaşını Edirne'ye gönderdi. Bütün bu göçlere rağmen bugün Bulgaristan'da halen 1 milyon'un üstünde Türk vardır. Bulgaristan, Türkler için, yeni göç planları hazırladı. Buna göre, Türkiye'de yakın akrabaları bulunan Türkler, Türkiye'ye göç edebilecekti. 1970 yılı'nın her ayında kafileler halinde Türkiye'ye göçler başladı. Türkiye'ye 1960-1970 yılları arasında Bulgaristan'dan gelen serbest göçmenlerin sayısı 13 125 kişi'dir.

Romanya'dan göçler. Romanya toprakları, Osmanlı İmparatorluğu'nun idaresinde iken, Besarabya ve Kırım'dan on binlerce Türk buraya yerleşti. Rus orduları 1806-1812 Osmanlı-Rus savaşında, Tuna'yı aşarak Shumen (Şumnu) kadar ilerlediği sırada, Akkerman, Bender, İsmail kalelerinde muhasarada kalan Türkler, Dobruca Bölgesine; Eflâk ve Moldova'da (Boğdan) bulunanlar da güney'e doğru göç ettiler. Böylece gelmiş olan bu göçmenlerin sayısı, 200 000 kişi'yi aştı. Birçoğu da Anadolu'ya ve özellikle Eskişehir'e yerleşti. 1826 yılında yapılan Akkerman antlaşması ile, Müslüman ve Türkler'in bu bölge de oturması şartlara bağlandı. Besarabya, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra Ruslar'ın eline geçti. Dobruca Bölgesi, Rumenler'e verildi. Devam eden Rus saldırılarından zarar gören Türkler, göç etmeye başladılar. Sonraki yıllarda Dobruca Bölgesi'nden 90 000 kadar Türk, yurtlarını terk ederek Anadolu'ya yerleştiler. Bölgede kalan Türkler'in Romen ordusuna alınmak istenmesi üzerine, Türkiye'ye yeniden göç başladı (1883). Tulça sancağından Türk halkı 1899 yılındaki kıtlıkta, Köstence ve Tulça yolu ile denizden Anadolu'ya geçtiler. 1900-1923 yılları arasında, göçlerde bir azalma görüldü. 1923 yılından sonra, Dobruca Bölgesinden yeni göçler başladı. 1923-1933 yılları arasında 33 852 kişi göç etti. Türkler'den boşalan yerlere yerleştirilen Makedonyalı Ulahlar, takındıkları sert tavırlar ile, Türk Halkı'nı fazlasıyla rahatsız ettiler. Bu durum, yeni Türk göçleri'ne sebep oldu. 1934 yılında 15 321 kişi göç etti. Romen hükümeti ile yapılan anlaşmalar ile göç işleri bir düzene sokuldu. 1935-1939 yılları arası, toplam olarak 64 570 kişi göç etti. Romanya, 1939 yılında güney Dobruca Bölgesi'ni Bulgarlar'a bıraktı ve burada kalan 8 000 Türk, 1952 yılında Türkiye'ye gönderildi. 1934-1960 yılları arasında Romanya'dan göç edenlerin sayısı 87 476 kişi'dir. Bu göçmenler, Trakya, Batı Anadolu ve diğer bölgelere yerleştirildiler. 1960-1970 yılları arasında Romanya'dan 271 serbest göçmen geldi.

Yugoslavya'dan göçler. 1804 yılında isyan eden Sırplar'ın şiddet hareketleri sırasında, Semendire'ye bağlı yerlerde Türkler'e karşı girişilen katliamdan kaçanlar, Rumeli ve Bosna-Hersek'e göç ettiler. 1806-1812 Osmanlı-Rus savaşının başlamasıyla Ruslar'dan yardım gören Sırplar, Türkler üzerindeki şiddet hareketlerini ve baskıyı daha da arttırdılar. Bu sırada kaçabilen Türkler, Manastır, Üsküp ve Kosova'ya yerleştiler. 1826 yılında imzalanan Akkerman antlaşması ile 150 000 kişiye yakın Türk, Sırbistan'dan çıkarıldı. Belgrad ve diğer Türk kalelerinden 15 000 kadar Türk, Anadolu'ya göç ederek Sakarya ırmağı çevresine yerleşti. 1908-1923 yılları arasında 300 000 kişi, 1923-1933 yılları arasında da 108 179 Türk, Türkiye'ye göç etti. Yugoslavya'daki rejim değişikliğinden sonra da göç hareketleri devam etti. 1934-1960 yılları arasında 160 922 kişi Türkiye'ye yerleşti. Yugoslavya'dan göçler, daha sonraki yılarda da, yakın zamana kadar devam etmiştir. 1960-1970 yılları arasında 43 753 serbest göçmen gelmiştir.

Doğu Türkistan'dan göçler. Bugün Çin idaresinde olan Doğu Türkistan, zengin madenlere sahip olması yüzünden bir çok istilaya uğradı. Bölgedeki halk göç etmeğe başladı. 1917 yılında 20 000 kişilik bir kafile Tibet'e, buradan da 1940 yılında Hindistan'a sığındı. Doğu Türkistanlı 7000 kişi, Çin baskısından kaçarak, Türkiye'ye göç etmek için, 1949 yılındagöç yoluna çıktılar. Bunlardan ancak 852 kişi Türkiye'ye gelebildi (1953). Göçmenler Adana, Konya, Kayseri, Niğde, Salihli ye yerleştirildiler. Doğu Türkistan'dan gelen göçmenlerin sayısı 1934-1960 yılları arasında 2128 kişi. 1960-1970 yılları arasında da gelen serbest göçmenlerin sayısı ise 169 kişidir.

Kıbrıs'tan göçler. 1570 yılında Osmanlı idaresine geçen Kıbrıs'a, Anadolu'nun güney vilayetlerinden 50-60 000 Türk yerleştirildi. Böylece, Kıbrıs Adası'nın nüfusu 200 000 kişiye çıktı. Ada, İngilizler'e kiralanınca (1878), buradaki Türk halkı, Anadolu'ya göç etmeğe başladı. Bu göçler ile 15 000 kişi Anadolu'ya geldi. Lozan antlaşması ile ada İngilizler'e bırakılınca, göçler daha da hızlandı ve 24 000 kişi Türkiye'ye geldi. 1878 yılından itibaren göç edenlerin sayısı 70 000 kişiyi buldu. Gelenlerin çoğu Ankara, İstanbul ve İzmir'e yerleştirildi.

“…Biz hiçbir meşru idareye ve şahsa isyan etmiş değiliz. Silah'a sarılmakta ki maksadımız, kendi can, mal ve ırzımızı korumak içindir. Bu hareketimiz herhangi meşru bir hükümete isyan da değildir...” 

Bu noktada üzücü olan husus, çok sayıda insanımız soykırıma tabi tutulmuş olmasıdır. Justin Mc Carthy’nin de “Ölüm ve Sürgün” isimli eserinde belirttiği gibi 93 Harbi bir “Irklar ve Yok Etme Savaş'ı” şeklinde gerçekleşmiş ve savaşın bedelini sivil halk ödemiştir. Kayıplarımıza ilişkin olarak verilebilecek olan değerler şunlardır.  

  • Irz'a Tecavüz ve Öldürme: 56.000 kişi.
  • Öldürülen Erkekler: 290.000 kişi.
  • Öldürülen Kadınlar: 190.000 kişi.
  • Öldürülen Çocuklar: 85.000 kişi.

 

İnternet'ten alıntı yapılmıştır.

11/10/2009

KARADENİZİNİN KUZEYİNDE Kİ YAŞAMAKTA OLAN, NOGAY.


Karadenizinin kuzeyinde ki yaşamakta olan, Nogay-Türkler'i.




                                                  Birinci bölüm.

 


                                                   İkinci bölüm.




23/12/2008

EDİRNE

EDİRNE

Edirne çok eski tarihe dayanan bir şehirmiş.  O Edirne; İstanbul, Kahire, Paris, Londra, Milano gibi şehirlerle birlikte zamanın dünyasında en büyükler arasında yer almış. Tarihi boyunca 100 den fazla değişik adlar ile adlandırılmış.

Bu adlar şöyle: Aderyana, Adona, Adranos, Adrenoble, Adrenople, Adriana, Adrianapoli, Adrianapolim, Adrianapolin, Adrianapolis, Adrianapolitanorum, Adrianopel, Adrianople, Adrianopoleiton, Adrianopolitanus, Adrianopolito, Adrianopoliton, Adrianoupoleos, Adrianoupolis, Adrianu, Adrianubuli, Adrianupleos, Adrianupoleos, Adrianupolin, Adriaupleos, Adriaupolis, Adrinibuli, Adrinopolis, Adrinopolitane, Adriyanu, Adriyauples, Andinopolitane, Andnenoble, Andraanopoli, Andranapoli, Andranopoli, Andranos, Andrenoble, Andrenople, Andrenopoi, Andrenopolli, Andrenopolu, Andrenopoly, Andrianopolitana, Andrine, Andrinople, Andrinopolis, Andrinopolitane, Andriuyanon, Andriyanou, Andriyanovi, Andriyanupoli, Andronopoli, Andronopolis, Andryianovi, Anıdrriyanavi, Anıtkent, Antrianopolis, Ardenople, Âstâne-i Edirne, Dandrinopla, Dâr-al Fath, Dâr-al Mülk, Dâr-al Nasr va’l Maymana, Dâr-al Nasr, Dâr-al Saltana, Dâr-el Feth, Dâr-ül Meymene, Dâr-ül Mülk, Dar-ün Nasr, Dar-üs Saltana, Edren, Edrene, Edrenos, Edrin, Edrinaboli, Edrinabolu, Edrine, Edrinus, Edrona, Edrone, Edrune, Endriye, Goneis, Gonni, Gonnoi, Hadrianopoleos, Hadrianopoli, Hadrianopolim, Hadrianopolin, Hadrianopolis, Hadrianopolun, Hadrianoupoleos, Hadrianupolis, Mahmiya-i Edirne, Mahmiye-i Edirne, Mahmiyet-i Edirne, Mahmiyye-i Edirne, Mahrûsa-i Edirne, Mahrûse-i Edirne, Odrin, Odris, Odrisa, Odrisia, Odrisum, Odrisya, Odrusa, Odrys, Odrysai, Odrysais, Odrysois, Odryson, Odrysos, Odryssois, Oresta, Orestas, Orestia, Orestiada, Orestiadas, Orestiam, Orestias, Orestu, Orestuias, Orestus, Sinan-kenti, Tahtgâh-ı Edirne, Uscodoniam, Uscudama, Uscudamam ve Uskudama.

Bunları hiç bilmiyordum. Öğrenmiş oldum.

1/1/2008

UZUN MEHMED KİMDİR ?

UZUN MEHMED KİMDİR ?

 

 

Uzun Mehmet Kimdir ?

 

 

Osmanlı topraklarında kömürü ilk defa Zonguldak’ta bulan Türk kaşifi.(XIX.yy.)

 

Zonguldak bölgesindeki taş kömürünü ilk defa bulan Uzun Mehmet, askerliğini bahriye emrinde yapmıştır. Bahriyenin her sene terhis ettiği askere, vaktin iyi düşünen bahriye subayları, donanmadaki savaş gemilerinin ve fabrikaların yaktığı, İngiltere’den binbir güçlükler ile alınan bu İngiliz kömürlerini numune olarak gösteriyorlar ve memleketlerine döndükleri zaman bu taş kömürünün benzerini aramalarını, bu kömürden bulanların mükafatlandırılacağını söylüyorlardı. Gene bu deniz kumandanlarının fikir ve teşvikleriyle de padişah II. Mahmut bir irade çıkarmış, memleketin her tarafında taş kömürü aranmasını emretmiştir.

 

Bahriye neferi Uzun Mehmet, köyüne döndükten sonra yılmaz bir azimle, numunesini getirdiği taş kömürünü aramaya koyulmuş ve nihayet kör talihinin eseri olarak değil, bir araştırma aşkının hayırlı neticesi olarak ilk maden damarını bulmuştur.

 

Uzun Mehmet, mevsimin hasat sonu olması sebebiyle tarlasından kaldırdığı zahiresini öğütmek için Ereğli'de Köseağzı denilen bir mevkide değirmene gitmiş ve o gün değirmenin çarklarını çeviren derenin kenarında gezerken sel sularının sürüklediği moloz yığınları arasında taş kömürü parçalarına rastlamıştır.

 

Uzun Mehmet, değirmenin ocağında bulduğu bu taşları yakarak kömür olduğunu iyice anladıktan sonra, dere boyunca, günlerce süren zahmetli bir araştırma sonunda Zonguldak bölgesinin ilk taş kömürü damarını bulmuştur (1829).

 

Uzun Mehmet, bu damardan aldığı numuneleri karadan yürüyerek İstanbul'a götürmüş ve bahriye idaresine vermiştir. Uzun Mehmet memlekete toprak altında gömülü bir servet hazinesinin anahtarını bu keşfiyle hediye ettikten sonra vaktin hükümetinden beşbin kuruş  mükafat almış ve ölünceye kadar 600 kuruş maaş yardımına hak görülmüştür.

 

Bu sıralarda, Ereğli'de padişah namına hüküm süren Hacı İsmail Ağa isminde bir derebeyi vardı. Bu derebeyi Uzun Mehmet'in ilk maden damarını buluşunu büyük bir öfke ile karşılamıştır. Çünkü padişahın iradesi üzerine o da bir çok araştırıcı takımıyla her tarafta kömür arıyordu.

 

Ereğli'nin derebeyi, Uzun Mehmet gibi memleketine hizmet aşkıyla bu işe sarılmamıştı. O, maden kömürünü bulduktan sonra bu buluşunu padişaha bir çok yeni ve zengin imtiyazlar karşılığında haber vermeyi tasarlıyordu. Onun için Uzun Mehmet'in kömürü kimseye haber vermeden İstanbul'a götürüşü, derebeyinin büyük menfaatlerini baltalamıştı. Ereğli derebeyi, Uzun Mehmet'e beslediği gayzı zavallı kömür kaşifini öldürmekle aldı ve sarayının iki cellatını İstanbul’a göndererek, Uzun Mehmet'i İstanbul hanlarından birinde boğazlattı.

 

Bugün sanayiin ekmeği demek olan maden kömürünü bizde ilk bulan milli kahraman bu suretle keşfini kanıyla suladı. Milli servetimizin başlıca kaynaklarından biri kömür hazinelerimizin kaşifi Uzun Mehmet adlı Türk çocuğu milyarlar değerindeki buluşunu hayatıyla ödemiş oldu.

 

1932 senesinde Zonguldak’ta Uzun Mehmet anısına bir park yaptırılarak,bu parkın içinde de bir anıt dikilerek ve de bir caddeye de onun ismini vererek anılmaktadır..

 

29/11/2007

İSTANBUL VE TARİH

 

 

İSTANBUL'UN TARİHİ YERLERİ VE MÜZELERİ İLE İLGİLİ DERS ARAŞTIRMASINI AŞAĞIDAKİ ADRESTEN BULABİLİRSİNİZ.

 

http://www.sultanahmetmagazin.com/list/list.asp?ktgr_id=186

http://www.sultanahmetmagazin.com/list/list.asp?ktgr_id=272

 

İYİ DERSLER

 

 

24/11/2007

ATATÜRK'E YAZILAN MEKTUPLAR

Türk Milletinin Şanlı Kurtarıcısına


Ekselans,

Bendeniz Büyük Savasın dehşetleri içinde bulunmuş bir subay kızıyım. Bütün dünyanın düşman kesildiği biz Avusturyalılar, uçurumun kenarında bulunuyoruz. Mutsuz ülkemiz daha uzun süre, daha iyi zamanları beklemek zorunda kalacaktır. Buna karşılık Türkiye yeniden doğuşunun borçlu bulunduğu bir adama sahip olmak mutluluğunu elde etmiştir.

Türk Zaferi güçlü elinizle yaratılan bu şanlı kurtuluş, adaleti seven herkesi içten sevinçlere kavuşturmuştur. Bendeniz de yüksek yönetiminiz altında Türk milletinin kazandığı bu şanlı zafer hakkındaki sevinç ve duygularımı bestelediğim marşı Ekselanslarına sunmakla belirtmek istiyorum.

Ekselanslarınızın bu marştan bir zevk duymalarının benim için bir onur olacağını arz ile, ve büyük bir bağlılıkla, bir imzanızın bağışlanmasını rica ederim. En içten saygılar.

Viyana 9.12.1922

Leopoldine König
Wien, XIII, Stainbauergasse 25. D. Desterr


1 Bu mektup ve cevap örnekleri için bakınız: Yavuz Donat, Çankaya’da bir mektup, 24 Ocak 1981 tarihli Tercüman Gazetesi. Mektup ve notalar için öğretmen M. Rauf İnan’ın özel arşivi.


Marşın Güftesi Şöyledir:
Mustafa Kemal Paşa
Çarptı şiddetle, çarptı şiddetle!
Dağıttı düşman sürülerini, sürülerini.
O’nu Tanrı göndermişti;
Savaşı kazanmak için.
Güzel yurduna barış getirmek için..
^alimdi, hırslı haindi düşman.
Haindi düşman...
Güçlüydü Kemal Paşa,
Tendi Yunanı, yendi Yunanı...
Kemal Paşa çok güçlüydü,
Hemen yendi düşmanı,
Acılar döndü sonsuz sevince...
Durmayın hemen bir defne çelengi sarın.
O yüce insanın başına.
O tüm yaşamını attı tehlikeye;
islâm dünyası için...
Gür seslerle bağırın!.
Gönüllerden sevinçlerle!.
Tanrı ‘nın O ‘na sonsuz mutluluklar
Vermesini dileyin siz…

Marşın bestesi nota olarak eklenen bu içli mektuba, 29 Aralık 1922 tarihli bir mektupla Atatürk şu cevabı vermişti:

Matmazel,

Ankara, 29.12.1922


Hassas ve rakik bir ruhun ifade-i âlâmı olan mektubunuzu ve milletimizin kazandığı zaferi terennüm eden marşınızı aldım. Çok teşekkür ederim. Adalet geç olsa bile, mutlaka bir gün tecelli edecektir. Bu kudreti, fâtıranın değişmez bir kanunudur. Binaenaleyh, sevgili vatanınızın halihazırı sizi müteessir etmesin. En yakın zamanda memleketinizin nail-i halas ve istiklal olmasını temenni ederim. Matmazel.

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Reisi
Başkumandan Gazi


(Çankaya Köşkü, Atatürk Arşivi, D: 80-f. 1-693)





Mektup, Almancaya çevrilerek Atatürk’e imza ettirilmiş ve postalanmıştı.

 

DİĞER MEKTUPLARI BU ADRESTEN İNCELEYEBİLİRSİNİZ.

 

http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=DergiIcerik&IcerikNo=10

 

 

 

23/11/2007

ÇANAKKALE SAVAŞLARI

ÇANAKKALE SAVAŞLARI İLE İLGİLİ HER ŞEYİ BURADA BULABİLİRSİNİZ.

 

http://www.geltag.com/databank.asp?folder_id=8

 

 

 

 

 

YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ

İSTİKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır,parlayacak;

O benimdir, o benim milletimindir ancak.


Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!

Kahraman ırkıma bir gül!Ne bu şiddet, bu celal?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal;

Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal!


Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi, çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.


Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?


Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın.

Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.

Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın...

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.


Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı:

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:

Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.


Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.


Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:

Değmesin mabedimin göğsüne na-mahrem eli.

Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.


O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,

Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,

Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;

O zaman yükselerek arşa değer,belki başım.


Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.

Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:

Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal.


Mehmet Akif Ersoy

Bloğuma Hoş Geldiniz.......Welcome – Willkommen – Bienvenue – مرحبا – Mirësevini – Vítejte - 欢迎 –Velkommen - Selamat datang - Tere tulemast - Maligayang pagdating – Tervetuloa – Benvido - Dobro došli – Welkom - ברוך הבא – Bienvenido – Välkommen – Benvenuto - ようこそ – Benvingut – 환영 – Witamy - Laipni lūdzam – Sutikti – Üdvözlöm – Merħba – Bem-vindo - Bun venit - Добро пожаловать - Добро дошли – Vitajte – ยินดีต้อนรับ - Ласкаво просимо - Chào mừng - Καλώς ορίσατε - Xoş Gəlmişsiniz - Кош Келиңиздер - Hoş geldiňiz - Xush kelibsiz - خۇش كەلدیڭیز , محتفى به , مرحب به , حفلة استقبال , ترحيب , احتفى , رحب , استقبل - Räxim it - Pәхим итегеҙ - Хапăл Тăватпăр - Қош келдіңіз – Mirësevini – Benvingut – Velkomin – Fáilte – добредојде - خوش آمدید – Witamy – Karibu – Välkommen – स्वागत - Croeso - ברוכים הבאים - 歡迎 - .......

HAVA DURUMU

İSTANBUL
ANKARA
İZMİR
» TÜM İLLER İÇİN TIKLAYIN
»İSTANBUL HAFTALIK TAHMİN İÇİN TIKLAYIN
»ANKARA HAFTALIK TAHMİN İÇİN TIKLAYIN
»İZMİR HAFTALIK TAHMİN İÇİN TIKLAYIN

Hurriyet.www.gazetealemi.com Zaman www.gazetealemi.com Radikal www.gazetealemi.com Milliyet www.gazetealemi.com Bugun www.gazetealemi.com Turkiye www.gazetealemi.com Vatan www.gazetealemi.com Sabah www.gazetealemi.com Yeni Safak www.gazetealemi.com

HABERLER

GAZETELERİN MANŞETLERİ

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı